Ağustos

Her 31 Ağustos’ta Tanrı bütün ağırlığını boğazıma koyar ve beni öldürmeye çalışır.
Yaz boyunca büyüttüğüm bütün umutları, emek emek beslediğim ne varsa birer birer elimden alır.
Aslında hiç birine gerçekten sahip olmadığımız gerçeğiyle bizi silkeler.

Ağustos’un son günü, bazı şeylerin artık kurtarılamayacağını gösterir.
Ertesi sabah uyandığında yazın yalnızca son bir nefesi kalmıştır. Ardından ağaçlar yavaş yavaş kefenlerini giyer, gökyüzünün rengi değişir ve bütün yaz boyunca kaçmaya çalıştığın o keder, gelip ensene dayanır. Ağustos, bitmek üzere olan şeylerin en çok işlenmiş en güzel en dingin halidir.
Çünkü son günlerde deniz hâlâ sıcaktır. Güneş hâlâ teninde yazdan kalma bir iz bırakır. Geceler biraz daha uzamaya başlar ama henüz karanlığın kendisine dönüşmemiştir. Her şey yavaşça kayarken hâlâ yerli yerindeymiş gibi görünür. Belki de Ağustos’u bu kadar acı yapan budur, bazen bir şeyler biterken tamamen yok olmadan anlayamazsın.

Ta ki son bir güne gelip oturduğunda elinde hiç bir şey kalmadığını görene kadar.

Haziran’da doğdum. Temmuz’da yaşadım. Ağustos geldiğinde ise veda etmem gerektiğini öğrendim.
Öğrenemedim aslında, biliyorum sadece. Tekrar tekrar işlediğim bir ders ona veda etmek. Ama kendimi buraya zamk ile yapıştıran da benim. Beni burada kalmam için tutan birisi yok, hele o elini dahi uzatmıyor aslında.

Ait olmadığım her şeyden, yazın kıyıdan çekilen su gibi usulca uzaklaşmam gerektiğini görüyorum.
Ardımda gürültülü bir vedadan çok, biraz tuz, biraz güneş ve kimsenin fark etmediği bir eksiklik bırakmalıyım diyorum. Yaz boyunca kumru sesleriyle büyüleniriz. Başlarda yalnızca özgür bir kuşun ahenkli ötüşüdür bu. Haziran’dan Ağustos’a doğru ilerledikçe ses değişir. Aynı ezgi, aynı gökyüzü, aynı kanatlardan çıkan ses, biz dinledikçe, yavaş yavaş bir kelimeye dönüşür.

“Yağ döktüm be, korktum a dostum!”

Meğer bütün yaz boyunca neşeli sandığımız o kuş feryat ediyormuş da haberimiz yokmuş. Yalnızca Ağustos’un sonunda duymaya başlamışız. Oysa sesini hep işitiyorduk buna rağmen duyamamışız.

İnsanın bütün hayatı böyledir. Bir şeyin sesini uzun süre işitir, fakat anlamını ancak ondan ayrılmak üzereyken kavrar.
Kumruyu gökyüzünde süzülürken görürüz. Kanatlarını özgürlüğün simgesi sanırız. Uçabilen her şeyi özgür zannederiz.
Oysa hiçbirimiz onun nereye gitmek istediğini, nereye gitmek zorunda kaldığını bilmeyiz.
Gökyüzünde süzülmek özgürlük değildir.
Bazen özgürlük sandığımız şey, yalnızca iyi şekilde kaçmayı becerebilmektir.

Ağustos bunu herkesten önce bilir.

Ağustos bir turnusoldür ve yazın sonuna geldiğinde hayatımızdaki gerçek renkleri ortaya çıkarır. Kim kalacak, kim gidecek; ne gerçekten umut, ne yalnızca mevsimin bize verdiği geçici bir iyimserlik hepsini birbirinden ayırır.

Haziran bizi kandırabilir.

Temmuz bizi oyalayabilir.

Ağustos yalan söyleyemez artık.

Yazan: Ceylin Uyanıker