Bu Bir Rüya Olsun

Bir sabah gözlerimi açtım ve o artık yoktu. Kafamı çevirdiğimde yatağın sol tarafı boştu, tıpkı sol tarafımda açtığı boşluk gibi. Beni terk etmeden önceki gece göğsünde uyumuştum. Bir kedi misali kıvrılmış ve huzurla gözlerimi kapatmıştım. Tam uykuya dalarken bana, beni bugün, yarın ve sonsuza dek seveceğini söylemişti. Şimdi yatağımızda, hayır, yatağımda yatmış bomboş tavanı izlerken söylediklerinin hayal mi gerçek mi olduğunu düşünüyordum.

Bir gün önce sonsuza kadar seveceğini söylerken şimdi nasıl bu kadar kolay arkasını dönüp gidebiliyordu? Gözlerimde biriken yaşlar birer inci tanesi gibi dökülmeye ve yastığımı ıslatmaya başladı. Ağladığımda elleri hafifçe yanaklarımı okşar, sonra da kırılacak bir vazoymuşum gibi yaşlarımı silerdi. Şimdi yoktu ve bu beni daha da çok ağlattı. Sol tarafıma dönüp dizlerimi kendime çekmiş, bir elim onun yastığında ağlamaya devam ettim. Sessiz ağlayışıma bir süre sonra hıçkırıklar eşlik etmeye başladı. Nefessiz kalana kadar ağladım. En sonunda kendimde yataktan kalkacak gücü bulduğumda adımları sürüye sürüye odadan çıktım. Bu ev ikimizindi, her şeyi beraber seçmiştik. Salondaki koltuğun rengi için girdiğimiz tartışma daha dün gibi aklımdaydı. En sonunda bana kıyamayıp benim istediğim rengi seçmiştik. Sana nasıl kıyarım derdi. Bana öyle bir kıymıştı ki canımdan can gitmişti. Beni bir uçurumun kenarından itmiş olsaydı şu anki kadar canım acımazdı. Sanki göğsüme kor bir ateş bastırıyorlardı. Nefes alsam yetmiyor, ağlasam sönmüyordu. Onun anılarıyla dolu bu ev benim için cennetten cehenneme dönmüştü. Üstümü bile değiştirmeden kendimi evden attığımda ise kapının önünde onun ayakkabılarını gördüm.

Bir çift ayakkabının beni ağlatabileceğini düşünmezdim ama olmuştu. Merdivenin basamaklarından birine oturmuş ve ayakkabılara bakarak ağlıyordum. Biri neden ağladığımı sorsa, sebebini söylesem gülerdi belki de. Aslında bunu birinden duysam ben de gülerdim. O basamakta ne kadar süre oturdum, ne kadar ağladım bilmiyorum ama en sonunda sakinleşince yavaş yavaş basamakları inmeye başladım. Apartmanın kapısından çıktığımdaysa adım başı onunla ilgili bir anı vardı. Her sabah uğrayıp simit aldığımız abiyi gördüm. Kaç gündür doğru düzgün bir şey yiyemiyor hatta yeme fikri bile midemi bulandırıyordu ama bir simit iyi olabilirdi. Simidi alırken abi onu sordu. Boğazımda bir yumru oluştu, o yumruyu geçirmek için yutkundum, sonra artık beraber olmadığımızı söyledim. Gittiği günden beri ilk defa bunu birine söylemiştim. Artık beraber değiliz. Ailem, arkadaşlarım; hiçbiri bilmiyordu. Aileme söylediğimde bana ne diyeceklerini biliyordum. Annem bana onun doğru kişi olmadığını söyleyecek ve saatlerce onu kötüleyecekti. Babam bana yine hayal kırıklığı bakışları atıp yine bir işi beceremediğimi yüzüme vuracaktı. Onların yanına dönmemi isteyeceklerdi çünkü artık bu şehirde kalmak için bir sebebim kalmamış olacaktı. Birkaç sene sonra onların uygun gördüğü biriyle evlenecektim ve hayatlarında ilk kez benimle gurur duyacaklardı. Düşüncesi bile beni boğuyorken gerçeğiyle baş edemezdim. En azından şu an bunu kaldıramazdım.

Elimde simitle öylece yürümeye devam ederken düşünceler peşimi bırakmıyordu. Başka biri mi vardı? Ailesi beni hiçbir zaman istememişti. Belki o da artık istemiyordu. Annesi beni ilk gördüğünde beni baştan aşağı süzmüş ve yüzünü buruşturmuştu. İlk tanıştığımızda adımı bilerek yanlış söylemiş hatta eski sevgilisinin adıyla bile seslenmişti. Babası bana bir mikropmuşum gibi davranmıştı. Elini öpmek için eğildiğimde elini bir hışımla çekmiş ve üstüne silmişti. Normalde sessiz kalmayacağım hareketlerdi ama onun ailesiydi. Onu seviyordum, hem de gururumu hiçe sayacak kadar seviyordum. İkimizin ailesi de beraber olmamızı istemiyordu çünkü tamamen farklı yetiştirilmiştik. O batıydı, ben doğuydum. Beni üniversiteye göndermemişlerdi. Liseyi bitirdin, başka memlekete gidip ne yapacaksın demişlerdi. Karşı çıkmaya çalıştığımda ise yüzüme inen tokatla susmuştum. O ise eğitimini yurt dışında almıştı. Üniversite okumak istememesine rağmen. En basit konuda bile zıtken beraber olmak bir çılgınlıktı. En azından herkes öyle söylüyordu. Kimseyi dinlemedik. Birbirimize aşıktık ve aşk her zorluğun üstesinden gelirdi. Ben hiçbir zaman peri masallarına inanan biri olmamıştım ama o beni inandırmıştı. Önümde koskocaman, kırmızı bir dur işareti vardı ama görmedim. Onun büyüsüne kapılmıştım bir kez, kolay kolay bozulmazdı. Ailelerimizi karşımıza almıştık. Kimse olmasa da olurdu, beraber olsak yeterdi. Sekiz yıl boyunca her türlü işte çalıştık, beni bırakıp gittiği evi emek emek dizdik. Bu kadar şeyi beraber aşmışken neden gitmişti? Tek bir kelime bile etmeden gitmişti.

Aklımdaki düşüncelerden sıyrılıp etrafıma baktığımda önümde bir uçurum vardı. Uçurumun kenarında bir bank ve aşağıda uçsuz bucaksız bir deniz vardı. Sakin adımlarla banka doğru ilerledim. Banka oturdum ve kafamı hafif geri atarak gözlerimi kapadım. Hafif hafif esen rüzgar hem içimdeki derdi büyütüyor hem de hafifletiyordu. Bundan sonra ne olacaktı? Geriye dönemezdim. Geriye dönmek demek bir zindanda yaşamaktan farksız olacaktı. Burada kalmayı ise kalbim kaldırmıyordu. Gözlerimi yavaşça açtım. Derin bir nefesle ciğerlerimi doldurdum, banktan kalktım ve uçurumun ucuna doğru yürüdüm. Tam o sırada gözümün önünden geçen kelebekle birlikte kendimi uçurumdan aşağı bıraktım. Tam suya düştüğüm an sıçrayarak uyandım. Kalbim çok hızlı atıyordu ve bir yandan da gözlerim odada dolaşıyordu. Olduğum yeri anlamaya çalışıyordum. İçimdeki korkuyla rüyamdaki gibi sol tarafıma döndüm.

Oradaydı. Yatakta bana doğru dönmüş, gözleri huzurla kapalıydı. Her şey bir rüyaydı. O buradaydı, beni bırakıp gitmemişti. Tekrardan kendimi yatağa bıraktım ve kafamı göğsüne yasladım. Bir eli belimi sararken başımın üstüne bir öpücük kondurdu. Bense tekrardan onun kokusunun huzuruyla gözlerimi kapattım ve kalbine doğru fısıldadım: Seni seviyorum.

Yazan: Didar Işık Şener

Editör: Meriç Barçin