
Biriyle aramızda kurulan güven bir anda oluşmaz. İlk başta incecik bir iptir ve o ip zamanla kalınlaşmaya başlar. Her düştüğünüz yerden kaldırıldığınızda bir ilmik, paylaştığınız her sırda bir ilmik daha, beraber gözyaşı döktüğünüzde bir ilmik daha… Bu ilmikler birleşerek sımsıkı bir halat oluşturur. Bu halat güvendiğiniz kişinin kalbiyle sizin kalbiniz arasındadır. Bir gün o halat koptuğunda kalbinizden bir parça yere düşer ve hissettiğiniz hayal kırıklığı yere düşen parçaya saplanır. Bu içinizde kimsenin görmediği bir kanama başlatır. Göğsünüzün tam orta yerinde bir ağrı hissedersiniz. Elinizi oraya koyduğunuzda kan bulaşmaz, sadece kalbinizin yavaş atan ritmini duyarsınız. O ritimde kaybolursunuz. Her vuruşunda aklınıza bir başka anı düşer. Gözleriniz boşlukta, eliniz kalbinizde düşünürsünüz.
İlk önce derin bir nefes çekmeye çalışırsınız, sadece çalışırsınız çünkü o nefes size yetmez. Yavaş yavaş titremeye başlarsınız. Bir sis gibi başlayan üşüme hissi kalbinizden başlayıp tüm vücudunuzu sarar. Bunun ardından gözlerinizin yandığını, dudaklarınızın titrediğini ve ellerinizin boşaldığını hissedersiniz. Ve işte tam o anda ağlamaya başlarsınız. Kalbiniz de eliniz de yanınıza düşer. Elleriniz iki yanınızda, başınız önünüzde ağlamaya başlarsınız. İçinizdeki çaresizlikle öylece ağlarsınız. Ağlarken ona ihtiyaç duyarsınız çünkü uzunca bir süre başınız onun omzunda ağlamışsınızdır. Nasıl yaptın diye bağırmak, çağırmak istersiniz ama mecaliniz kalmamıştır. “Sen gözyaşlarımı gördün. En çaresiz hallerimi gördün. Bunu bana nasıl yaptın?” demek, en azından içinizde kanayan o yaraya biraz merhem olmak istersiniz.
Bunu yapmanız için önünüzde hiçbir engel yoktur ama yapamazsınız. Sırlar, anılar ama en çok da o çaresiz anlar izin vermez buna. O bana acımadı ama olsun, dersiniz. İçten içe her gün kendinizi yer bitirirsiniz. Her duyduğunuz yeni şey ile hayal kırıklığını daha da derin hissedersiniz. Bir süre sonra alışmaya başlarsınız çünkü bu ilk hayal kırıklığınız olmuştur ve son olmayacaktır.
Bir kere bu his tüm hücrelerinizi ele geçirdiğinde kurtulmanız çok zor olur. İlk defa gerçekten bir bağ kurdunuz ve bu bağın sonucunda avcunuzda hayal kırıklıkları ile kaldıysanız bir daha gerçek bir bağ kurmak sizin için yazın ortasında kardelen çiçeği açması kadar imkansız hâle gelir. Bu imkansızlık ilk başlarda kalın bir halattır. Bu sefer bu kalın halat sizinle biri arasındaki bağ değil kalbinizin etrafına sardığınız bir halattır. Hatta halat zaman geçtikçe uzamış ve tüm kalbinizi sarmıştır. Kalbinizin etrafına bir duvar örersiniz ve o duvarın bir gün aşılmasını umarsınız. Ördüğünüz duvarları aşmak için inat, sardığınız halatı çözmek içinse güç gerekir. İçimizdeki bu hayal kırıklığı ise bize o halatı çözebilecek hiçbir güç olmadığına inandırır. O güçte herhangi biri olmadığını ve kimseyle bağ kurmadan yaşanabileceğini artık kabul ettiğiniz o anda biri veya birileri çıkagelir. Bazıları size o hayal kırıklığını tekrar yaşatır. Tekrar elleriniz iki yanda, başınız önde kalırsınız.
Bazıları ise sizi tekrardan gerçek bir bağ kurulabileceğine inandırır. Kalbinizin etrafındaki halattan haberleri yoktur ve onu çözmek için güç harcamazlar. Bir anda kalbinizi sıkı sıkı saran o halatın incelmeye başladığını fark edersiniz. O kapkalın halat günler, haftalar, aylar geçtikçe incelmeye başlar. Ve bir gün baktığınızda o halattan tek bir iz bulamazsınız.
Hepimiz ellerimizde ve kalbimizde birçok hayal kırıklığı biriktiriyoruz ama o kırıkları ellerimizde ve kalbimizde tutmaya devam ettikçe tek kanayan biz oluyoruz. Yaşadığınız hayal kırıklıklarını unutmayın, onlardan almanız gereken dersleri alıp denizin akıntısına bırakın. O kırıklar denize karışıp gitsin. Kalın halatlarıysa sadece ip atlamak için kullanın.
Yazar: Didar Işık Şener


