
Toplumda kadınlara dair kökleşmiş bir önyargı vardır: Eğer bir kadın bakımlı ve güzel görünüyorsa, “kesinlikle aptaldır, işe yaramaz, yemek yapamaz, başarılı olamaz” şeklinde düşünülür. Buna karşılık; zeki, başarılı ve akademik anlamda güçlü bir kadın ise çoğu zaman bakımsız, kendini ihmal etmiş biri olarak tasvir edilir. “Aptal sarışın” söylemi de tam olarak bu algının ürünüdür. Çünkü sarışınlık, günümüzün yaygın güzellik standartlarıyla özdeşleştirilmiştir. Bu bakış açısına göre, güzellik kalıplarına uyan bir kadının kendini entelektüel anlamda geliştirmesi beklenmez; zekâ ve güzelliğin aynı bedende var olabileceği ihtimali ise görmezden gelinir. Hedy Lamarr’ın şu sözü aslında konuyu çok güzel özetler: “Her kız alımlı olabilir. Tek yapmanız gereken öylece durmak ve aptal gibi görünmek.” Toplum, kadınların alımlı görünmek için “aptalı oynamasını” bekler. Oysa bu yargıların hiçbiri doğru değildir. Kadınlar olmak istedikleri kişidir, herhangi bir kalıba sığmak zorunda değillerdir. Hem bakımlı hem çok güzel hem de zeki ve iyi eğitimli olabilirler. Bunun en güçlü örneklerinden biri de Hedy Lamarr’dır. Kendisi Yahudi asıllı bir ailede 9 Kasım 1914 tarihinde Viyana, Avusturya’da dünyaya geldi. Küçük yaşlardan itibaren sanata ve basit mekanizmaların nasıl çalıştığına merak duydu. Müzik kutusunu söküp tekrar inşa etmesi ile ailesi ondaki parlak zekayı fark etmişti bile. 16 yaşındayken keşfedildiğinde ön plana çıktı. Berlin’de Reinhardt’tan oyunculuk eğitimleri almaya başlamasının ardından 1930’da Geld auf der Stra βe (“Sokaktaki Para”) isimli bir Alman filminde ilk defa kamera karşısına çıkmış oldu. Özellikle tartışma yaratan “Ecstasy” filmiyle ünlendi. Tiyatro sahnelerinde parlamaya başlayan Hedy’nin büyüsüne, dönemin ünlü sanayicilerinden ve silah tüccarlarından Friedrich Mandl kapılmıştı. Tanışmalarının ardından kısa süre içinde evlendiler; ancak kıvılcımla başlayan bu aşk, aynı hızla sönüp gitti. Hedy, “Onun karısı olduğum sürece istediğim oyunculuk kariyerine asla sahip olamayacağım” diyerek kendisini seçti ve arzularının peşinden gitmeye karar verdi. Ne var ki bu karar, onun için bir mücadelenin başlangıcıydı. Ayrılık sürecinde, çoğu kadının karşılaştığı türlü baskı ve engellemelere o da maruz kaldı. Cesur bir kararla ayrıldı, Londra’ya geçti ve oradan Hollywood’a uzanan yeni bir hayat kurdu. Londra’ya geldiğinde MGM Stüdyoları’ndan Louis Mayer ile tanıştı. Mayer, onu Amerika’da oyuncu olması için Hollywood’a davet etti. Hollywood’da yıldızlık kariyerini sürdürürken aynı zamanda bilimsel ilgisini de geliştirdi. Howard Hughes aracılığıyla uçak fabrikalarını ziyaret etti, mühendislerle tanıştı. Zaten sahip olduğu becerilerin ve kendisinin çoktan farkında olan Hedy, ABD’nin 2. Dünya savaşına girmek üzere olduğu dönemde ne yapacağını çoktan kafasına koymuştu. Savaş sırasında besteci George Antheil ile torpidolar için frekans atlamalı iletişim sistemi geliştirdi. Bu teknoloji, daha sonra Wi-Fi ve Bluetooth’un temellerini oluşturacaktı. Ayrıca Hedy, şöhretiyle katkıda bulunarak savaş tahvilleri sattı ve böylece hem mucit hem de sanatçı kimliğiyle dönemin zorluklarına farklı yollarla destek verdi. Patenti ona gerçek anlamda gelir getirmese de yıllar boyunca tanınmış bir oyuncu olarak kariyerine devam etti. Yaratıcı zekâsının fark edilip ödüllendirilmesi ise, 1997 yılında Electronic Frontier Foundation’ın Hedy ve Antheil’e Pioneer Ödülü’nü vermesiyle mümkün oldu. Lamarr’ın hikâyesi, güzellik ve zekânın birbirinden ayrılamayacağını hatırlatır. Kadınlardan yalnızca “bir” olmasının beklendiği bu dünyada, Hedy her ikisiyle de parlayarak ilham kaynağı olmuştur. Hollywood’da cazibeli rollerle anılırken, evinin sessiz köşelerinde mühendislik problemleri çözen ve savaş teknolojileri için çözümler üreten Hedy Lamarr, bugün Wi-Fi ve Bluetooth’un temelini atmıştır. Lamarr’ın güzelliği dönemin afişlerine kazınmış olsa da zekâsı geleceğin dijital dünyasına damgasını vurdu. “Beauty with the brain” ifadesi onun yaşamında bir slogan değil, bir mücadeleydi; çünkü çağının erkek egemen düzeni, bir kadının hem güzel hem de deha olabileceğini kabullenmekte zorlanıyordu. Ona yalnızca bakışların nesnesi olma rolü verilmişti fakat Hedy bu rolün ötesine geçerek tarihe yalnızca “güzellik” değil, “buluş” armağan etti. Gerçek güzellik, estetikten değil; zekânın, merakın ve yaratıcılığın birleşiminden doğar. Akademik sezonun açılması ve okulların başlamasıyla birlikte unutmamalıyız ki içimizde söndürülemez bir alev ve dışarı taşmayı bekleyen sonsuz bir ışıltı var. “Yaratmak benim için doğal bir şey. Yıldız olmak, dünyaya ve içindeki tüm insanlara sahip olmaktır. Yıldızlığın tadına baktıktan sonra, gerisi yoksulluktur.” diyen Hedy’nin sözlerinden ilham alarak, bütün dönemlerimizi, sınavlarımızı ve kariyerimizi ışıkla geçirmemiz dileğiyle.


Yazan: Ceylin Uyanıker
Edit: Duru Topal
Kaynakça: Biography. Hedy Lamarr. (n.d.). https://www.hedylamarr.com/about/biography/ Encyclopædia Britannica, inc. (2025, August 19). Hedy Lamarr. Encyclopædia Britannica. https://www.britannica.com/biography/Hedy-Lamarr


