
“Kadınlar yirmili yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir. Şu ya da bu yöne gitmişler ve engellenmişlerdir. Engellenmiş umutları ve düşleri de vardır. Aksini söyleyen hâlâ uykudadır.”
– Clarissa Pinkola Estés.
Şu an yirmi yaşında genç bir kadın olarak, hayatımın daha yarısına bile gelmemişken ne kadar çok kırılma yaşadığımı fark ediyorum. En güzel anlarımda, mutlu bir şekilde yaptığım makyajın bile sorun edildiği, bunun üzerinden etiketlendiğim anları unutmadım. Lisede erkek öğretmenlerin cinsiyetçi sözlerini, matematik dersinde bir soruya cevap veremediğimde “zaten kızların aklı matematiğe çalışmaz” denilerek maruz kaldığım alayları da unutmadım. Üzerime yönelen bakışları, toplu taşımada bacaklarını rahatça yayarak oturan erkeklerin yanında kendime küçücük bir yer açmak için büzüşmek zorunda kaldığım anları da unutmadım. Kız arkadaşlarımla gece eğlenmeye çıktığımızda, yanımızda erkek olmadığı için bizi taciz etmeyi kendine hak görenleri de… Bedenimde gerçekleşen değişimleri; kilo alıp verdiğimde kimseyi memnun edemediğimi hissettiğim zamanları da hatırlıyorum. Hayatta ne yapmak istediğimi çözmeye çalışırken, bir yandan da sanki zorundaymışım gibi dişiliğim ve bedenimle nasıl var olmam gerektiğini anlamlandırmaya zorlandığım o karmaşık anların hepsi aklımda.
Hayatımın daha yarısına bile gelmeden bunları yaşamak zorunda kaldım. Ve biliyorum ki bu deneyimler yalnızca bana ait değil. Dünyanın ve yaşadığımız coğrafyanın pek çok yerinde sayısız kadın benzer hikâyeler ve maalesef çok daha beterini taşıyor. Bu yüzden, hayatlarının daha yarısına bile gelmeden bu kırılmaları yaşayan tüm kadınlara kocaman sarılıyorum. Biz varlığımızla güçleneceğiz.
Topuklu ayakkabılarımızın sesi o kadar güçlü olacak ki, kimse bizi alkışlamasa bile fark etmeden yürümeye devam edeceğiz. En önemlisi birbirimizin sesini duyarak, birbirimizi motive ederek ayakta kalacağız.
Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Bu yazıyı okuyan güzel kadınları tanımasam bile biliyorum ki her biriniz hayatın farklı alanlarında patriyarkal düzen karşısında bir mücadele veriyorsunuz. Bazen bunun farkında olarak, bazen de farkında olmadan. Her yıl bugün; varlığımızı kutladığımız, sistem içinde katledilen kadınlarımızı andığımız, kadınların hak mücadelesini, toplumsal eşitliği ve başarılarını hatırladığımız bir gün. Çünkü yaşadığımız coğrafyada hâlâ birçok kadın en temel haklarına ulaşmakta zorluk çekiyor. Bazı bölgelerde kız çocuklarının eğitim hakkı ellerinden alınırken, başka yerlerde kadınlar şiddet ve ayrımcılıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Doğuda, batıda, Anadolu’da hayat hakkı tehdit altında olan kadınlar. Aslında aynı sorunun farklı yüzlerini gösteriyor eşitlik ve güvenli bir yaşam hakkına tam olarak ulaşamamak.
Kadın hakları yalnızca belirli bir grubun değil, tüm toplumun meselesidir. Kadınların eğitim görebildiği, özgürce karar alabildiği ve güven içinde yaşayabildiği bir toplum daha adil, daha güçlü ve daha umut dolu olur. Bu nedenle kadın haklarını savunmak; eğitimde fırsat eşitliğini desteklemek, şiddete karşı durmak ve her kadının sesinin duyulabildiği bir dünya için birlikte çaba göstermek anlamına gelir. 8 Mart Kadınların hak ettiği eşitliği, saygıyı ve özgürlüğü hatırlamak bu değerleri korumak için sorumluluk almamız gerektiğini hatırlatan güçlü bir gündür. Kadınların güçlü olduğu bir toplum, herkes için daha aydınlık bir geleceğin temelini oluşturur.
Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: “Şuna inanmak lazımdır ki; dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.”
Yazar: Ceylin Uyanıker


