
Tüm şarkılar, şiirler ve romanlar aşk üzerine yazılmıştır. İki insanın kalbinin birbiri için attığı ya da sadece tek bir kalbin karşı taraf için attığı hikâyeler… Bazı hikâyelerdeki aşk ne kadar doğruysa, bazılarındaki aşk da bir o kadar yanlış olabilir. Burada yanlış olan aşk değildir. İçimizdeki o aşk duygusunun yanlış zaman, insan veya duruma denk gelmesi o aşkı yanlış yapar. Konu aşk olduğunda insanoğlu hata yapmaya çok müsaittir; hele bir de o aşk yanlışlarla ve imkânsızlıklarla doluysa. O an içimizdeki aşka birçok farklı duygu daha eklenir: hırs, tutku ve belki de en tehlikelisi takıntı. En istemediğimiz aşk bile imkânsızlaştıkça kalbimiz nasıl da onunla olma isteğiyle deliye döner. Aşkın imkânsızlaştıkça çekiciliğini artırdığını, bu dönem popüler olan Masumiyet Müzesi adlı kitabın diziye dönmesiyle görmüş olduk.
Birçoğumuz kitabını okumasa da dizisini izlemiştir ama ben biraz olay örgüsünden bahsetmek isterim. Kitabımızın ana karakteri olan Kemal Basmacı, tekstil zengini Basmacı ailesinin 30 yaşındaki ikinci oğludur. Hikâye, Kemal’in güzeller güzeli nişanlısı Sibel’in bir butiğin önünden geçerken gördüğü çantayı beğenmesiyle başlar. Kemal ertesi gün çantayı almaya gittiğinde uzak akrabası olan Füsun’un o dükkânda çalıştığını görür. O butikte o çantayı alırken ikisinin de kalbine aşk tohumları ekilir. Ve Kemal’in annesine ait olan Merhamet Apartmanı’nda buluşmaya başlarlar. Kemal bir yandan Sibel’le nişanlanacak olmasına, bir yandan da Füsun’la yaşadığı anların mutluluğuna rağmen hayatına devam eder. Kemal ve Sibel’in nişanına Füsun da gelir ve o nişandan sonra Füsun ile Kemal kopar. Kemal, Füsun’un yokluğunda hayattan zevk almamaya başlar ve en sonunda içindeki bu yükü Sibel’e söyler. Sibel ilk başta sert tepki verse de bir süre sonra Kemal’in içindeki bu duygunun bir takıntı olduğunu ve bunu birlikte aşabileceklerini söyler. Ancak Kemal Füsun’u unutamaz ve Sibel artık buna dayanamadığı için nişanı bozar.


Kemal, Füsun’u her yerde aramaya başlar ve en sonunda Füsun’dan onu akşam yemeğine davet ettiği bir mektup gelir. Füsun’un yazdığı adrese gittiğinde Kemal’i beklemediği bir manzara karşılar. Füsun, Feridun adında bir yönetmenle evlenmiştir. Füsun’un Kemal’i çağırma nedeni ise kocasının çekeceği film için yardım istemesidir. Kemal, Füsun’a yakın olmak için bu teklifi kabul eder. Feridun’un çekeceği filmde başrol Füsun olacaktır. Bu süreçte Füsun için birçok rol gelmiş ancak Kemal, Füsun’un başkalarıyla öpüşeceği sahneleri oynamasını istemediği için hepsini Füsun’dan habersiz reddetmiştir. Bir süre sonra Füsun, Feridun’dan ayrılmış ve Kemal’le evlilik hayalleri kurmaya başlamışlardır. Füsun ve Kemal nişanlandıktan sonra Avrupa gezisi planlarlar ancak Füsun’un önüne birçok engel çıkar. En sonunda tüm engeller çözülür. Avrupa’ya çıktıkları yolda dinlenmek için bir otelde kalırlar. O gece Füsun ve Kemal birlikte olur ancak Kemal, Füsun’un fark etmesini beklediği bir şeyi fark etmez. Kemal sabah uyandığında Füsun’u dışarıda otururken bulur. İkisi bir süre tartışır ve Füsun kalkıp gider. Kemal onu ikna eder ama Füsun arabayı kendi sürmek ister. Arabayı ayçiçekleriyle dolu bir tarlaya sürer ve arabanın ağaca çarpması sonucu Füsun kalbi buruk bir şekilde hayata gözlerini yumar. Kemal ise yıllarca Füsun’un dokunduğu ne varsa biriktirdiği eşyalarla bir müze açar: Masumiyet Müzesi.
Kitap her ne kadar bir aşk romanı olarak geçse de bence öyle değil. Kemal’in Füsun’a karşı hissettiği duygular ilk başta belki de aşktı ama Füsun’u Kemal’in gözünde çekici yapan şey, imkânsız oluşu ve onu istediği gibi yönetebileceğini görmesiydi. Sibel, Kemal’in annesi gibiydi. Ona doğruyu öğreten ve hayatını kolaylaştıracak biriydi ama Füsun ona yaşamayı sevdirecek biriydi. Kemal’in Merhamet Apartmanı’ndan ilk önce Sibel’e bahsetmesi ancak Sibel’in bunu kabul etmemesi belki de hikâyenin en kilit noktalarından biriydi. Kemal gizli işler çevirmek isteyen bir çocuktu ama Sibel ona oyun arkadaşı olabilecek bir kadın değildi. O da daha yeni 18 olmuş uzak akrabalarının kızını tercih etti. Onunla istediği oyunu kurup oynayabileceğinden oldukça emindi. Kemal, aşk dediği duygularının arkasına bir sürü art niyet saklamışken Füsun gerçekten âşık olmuştu. Âşık olduğu için her ne kadar inanmasa da Kemal’in her sözüne güveniyor ve onu kaybetme korkusuyla her şeye evet diyordu. Sosyal medyada Füsun karakterine ilgi gösteren kadar yaptığının yanlış olduğunu söyleyenler de var. Füsun’un bile bile nişanlı bir adamla olduğu gerçeğini unutmamak gerekiyor ama Füsun’a ilk adımları atan Kemal’di. 18 yaşında hayatı daha yeni öğrenen bir kızın bu gibi bir hataya düşmesi oldukça normal geliyor. Füsun’un nişana gittikten sonra uzunca bir süre Kemal’den uzak kalması, aslında onun yanlış yaptığını bir noktada anladığını gösteriyordu bence. Sonrasında tekrar birlikte olduklarında Füsun’un içinde aşk değil, hırs vardı. Sosyetedeki diğer kızlar gibi olmak istiyordu; onlarla aynı yerlere gitmek, onlarla aynı yerlerde nişanlanmak. Kemal, sonunda Füsun’a ulaşmanın mutluluğuyla Füsun’u ele geçiren bu hırsı ve öfkeyi fark etmemişti. Füsun’un öfkesinin, hırsının ve aşkının sonu onun ölümü oldu.
Bence hikâyede odaklanılması gereken başka bir karakter var ki bu karakter Kemal’den her yönden daha iyi: Kemal’in en yakın arkadaşı Zaim. Dizide Kemal ve Sibel’in nişan sahnesinde Zaim’in dertli dertli sigara içmesinden Sibel’e karşı bir şeyler hissettiğini anlamıştık. Sibel, Zaim’i çapkın biri olarak görüyordu; hatta en yakın arkadaşıyla sohbet ettiği sırada onun Zaim’le olmasını istemediğini söylüyordu. Zaim’in Sibel’i gerçekten sevdiğini, Kemal’in ona Füsun’u söylemesine rağmen bunu Sibel’e söylememesinden anlıyoruz. Sibel’i o kadar çok seviyordu ki onun kalbini kıracak şeyi söylemek istemedi. Sessizce onu sevdi. En sonunda Sibel Kemal’le olan nişanı bozduğunda Sibel’in yanında oldu.
Zaim ve Kemal bir gün rakı masasında otururken Zaim, yakın arkadaşlarının evlendiğini ancak Sibel’in onu görmek istemediğini ve bu yüzden düğüne çağrılmadığını öğrenir. Düğün sahibi arkadaşı aradığında ise Kemal’e Sibel ve Zaim’in beraber olduğunu söyler. Bu hikâyenin üç ana karakteri vardı: bir suçlu, iki masum. Biri yaşayabileceğiniz uzun ve mutlu bir hayat varken bu dünyadan koptu. Diğeri ise çok güzel sevildi ve o sevgiyle kendi yuvasını kurdu.


Didar Işık Şener


