
Taylor Swift’in 8. stüdyo albümü Folklore, sanatçının hikâye anlatıcılığındaki yeteneğini en belirgin şekilde ortaya koyduğu çalışmalarından biri. Kendisi, hayatı ve kişisel deneyimleri üstüne yazdığı şarkılarının yanı sıra kurgusal karakterler ve hikâyeler oluşturmakta, okuduğu kitaplarda ve izlediği filmlerde karşısına çıkan tarihsel anlatıları tekrar yazıya dökmekte de oldukça başarılı.
Bu yazımda albümün deluxe versiyonunun son parçası olan The Lakes şarkısında referans gösterdiği bir topluluğu anlatmak istiyorum: Göl Şairleri (Lake Poets). Onların bu isimle anılmaları oldukça yerinde çünkü birazdan bahsedeceğimiz şairler, Swift’in Folklore The Long Pond Studio Sessions’da da dediği gibi, bütün hayatlarını kelimenin tam anlamıyla arkalarında bırakıp bu bahsedilen göllerin olduğu bölgeye yerleşiyorlar.
Bahsettiğim dönem 19. yüzyılın ilk yarısına tekabül ediyor. İngiltere’de o zamanlar Cumberland ve Westmorland olarak bilinen (şimdiki adıyla Cumbria) bir bölge bulunmaktaydı ve bahsi geçen şairler de zaman içerisinde oraya yerleşmişler. Göl Şairleri diye adlandırılan bu grubun en öncü isimleri: William Wordsworth, Samuel Taylor Coleridge ve Robert Southey. Bu şairler herhangi bir edebî akıma ya da düşünce ekolüne bağlı değillerdi. Dönemsel olarak baktığımızda ise Romantik edebiyat başlığı altında incelendiklerini söyleyebiliriz.
Romantizm, Klasik edebiyat akımına tepki olarak 18. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ve Avrupa’da edebiyatı, müziği, sanatı ve felsefeyi etkileyen entelektüel bir akımdı. Romantik sanatçılar; eserlerinde kişiliklerini gizlemeyerek, olaylarla ilgili görüşlerini açıkça ortaya koymalarıyla ön plana çıktılar. Klasisizmin dil ve edebiyattaki tüm kurallarını yıkıp herhangi bir kuralcı tutumdan kaçındılar.
The Lakes, eserlerinde insanı ve doğayı yeniden aynı çatı altında toplamayı arzulayan ve İngiltere’deki Göller Bölgesi’ne (Lake District) yerleşip hem kendileri hem de sanatları için inzivaya çekilen bir grup Romantik şaire referans yapar. Taylor Swift ise ünlü bir şarkıcı olarak toplum ve medya karşısında yaşadığı baskı ve sürekli izleniyor olma durumunun ağırlığı karşısında bu şairlerle ne kadar paralel hislere sahip olduğunu röportajlarında anlatır. William Wordsworth’ün her şeyi arkasında bırakıp sadece sanatıyla var olacağı bir bölgeye adeta kaçması, Swift’in de her zaman yapmak istediği ama asla yapamayacağı yegâne şeydir aslında.


Swift, The Lakes şarkısının nakaratında bu yazarların yaşadıkları Göller Bölgesi’ne atıfta bulunuyor: “Take me to the lakes where all the poets went to die” (Beni tüm şairlerin ölmeye gittiği göllere götür.)
Nakaratın hemen devamında “Those Windermere peaks look like a perfect place to cry” (Bu Windermere tepeleri ağlamak için mükemmel bir yer gibi görünüyor.) ifadesiyle karşılaşıyoruz. Windermere, İngiltere’nin en büyük doğal gölü olarak bilinir.
Şarkılarında kelime oyunlarını çok seven Swift, şarkının 2. kıtasında da yine göl şairlerinin en bilinenlerinden olan William Wordsworth’ü küçük bir kelime oyunuyla anmayı unutmuyor: “Tell me what are my ‘words worth’” (Söyle bana, sözlerimin değeri nedir?)
Yazımı, Swift’in Disney+’ta yayınlanan Folklore The Long Pond Studio Sessions’da bu şarkıyla ve göl şairleriyle ilgili olarak söyledikleriyle tamamlıyorum:
“‘The Lakes’ kaçmak istediklerimin ve nereye kaçmak istediğimin bir beyanı gibi sanki. Birkaç yıl önce İngiltere’deki Göller Bölgesi’ne gitmiştik. 19. yüzyılda William Wordsworth, John Keats gibi birçok şair vakitlerinin çoğunu orada geçirirdi. Şairlerin yaşadığı belli bir bölge vardı. Sanatçılar oraya taşınmıştı ve bundan dolayı onlarla dalga geçilmiş. Eksantrik tipler ve garip sanatçılar orada toplanmış, yaşamaya karar vermiş. Oraya gittiğimizde şöyle düşündüğümü hatırlıyorum, ‘Bir kır evinde yaşamayı gözümün önüne getirebiliyorum. Dışını da mor salkımlar bürümüş.’ Ve aynen şöyleydim ‘Tabii ki buraya kaçarlar! Tabii ki böyle bir şey yaparlar.’
Onlar bunun aynısını yapan sanatçılar ile kendi topluluklarını oluşturmuşlar. Ben de kariyerim boyunca, 20 yaşımdan beri, böyle bir kır evinde yaşama planımdan bahsetmişimdir. (…..) Yani, ‘The Lakes’ bundan bahsediyor… Yüzlerce yıl önce böyle bir çıkış planı kurgulayıp bunu uygulayan insanlardan… Gerçekten de yapmışlar.
William Wordsworth’ün mezarına gittim, öylece oturdum ve ‘Vay canına, gerçekten yaptın bunu!’ dedim. ‘Çekip gittin ve yazmaya devam ettin ama ruhunu öldüren şeylere bağlı kalmadın.’ Şu an o göllere veya herhangi bir yere gidemeyebilirim ama zihnen oradayım. Ve bu kaçış planı işe yarıyor. (..…) Ve şöyle diyebiliyorsun ‘Bak, bunu yüzyıllar önce de yapmışlar. Böyle hisseden ilk kişi ben değilim. Yapmışlar bile.’”


Kaynakça:
Ferber, Michael. The Cambridge Introduction to British Romantic Poetry. Cambridge University Press, 2012.
Goldberg, Brian. The Lake Poets and Professional Identity. Cambridge University Press, 2007.
Swift, Taylor. Folklore: The Long Pond Studio Sessions. Disney+, 2020.
Swift, Taylor. “The Lakes.” Folklore, Republic Records, 2020.
Watson, John Richard. English Poetry of the Romantic Period, 1789–1830. Longman, 1985.
Yazan: Esra Özkal


