Tutkularını Valizine Topla Dinlenmekten Korkma

İnsan bazen durmaksızın yürüdüğünde, bir şeyleri kovaladığında istediğine daha kolay ulaşacağına inanır. Evet, belki erken gerçekleşmesi egomuzu tatmin edebilir veya çabuk sonuç almak bizi başardığımıza inandırabilir. Ama o yorgunlukla elde edilen şeylerin tadını ne kadar çıkarabiliriz? Kan ter içinde kaldıktan sonra tepeye vardığımızda, nefesimiz tükenmişse manzaranın gerçek güzelliğini doyasıya görebilir miyiz?

Hayat zaman zaman tutkularımızın değil, zorunluluklarımızın etrafında şekillenir. Kalbimizin istemediği, ruhumuzun reddettiği şeylere; başkaları öyle uygun gördüğü için ya da kendi içimizde bastıramadığımız bir hırs uğruna devam ederiz. Dışarıdan çalışkanlık, azim ya da fedakârlık gibi görünen bu durum; içeriden bakıldığında sessiz bir tükenişin başlangıcıdır oysa. İnsanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biri, aynadaki yansımasına yabancılaşmaktır. Tutkularından, hobilerinden uzaklaşan insan da tam olarak bunu yaşar.

İnsan, tutkuyla yaptığı işte yorulsa bile o yorgunluğun ardında tatmin bulur. En yorgun, en yıpranmış gecelerimde bile eve dönüp kitabım için çalışmak bana huzur veriyor. Çünkü olmak istediğim yer kendime yarattığım dünya. Tutkudan yoksun bir uğraş, yalnızca enerjimizi değil, benliğimizi de tüketir. Dinlenmeden devam etmek hataları çoğaltır, dikkati dağıtır ve sonunda insanı şu soruyla baş başa bırakır: “Ben gerçekten ne yapıyorum?” Ardından sürekli kendimizi sorgularız. Kafamızın arkasında hep bir tını olur.
Şunu anlamamız gerekir: Hayat bir varış noktası değil, sonunda kesin bir ödülün olduğu bir yarış hiç değil. Bazen çakıllı, bazen toprak bir yoldur. Yürüdükçe geçtiğimiz yerlerde çiçekler de çıkar karşımıza, dikenler de. Kimi zaman dostça bir kediyle, kimi zaman zehir taşıyan bir yılanla karşılaşırız. Önemli olan, yol boyunca ne kadar çiçek topladığımız, kaç insana selam verdiğimiz, yılanlara zarar vermeden onların zehirlerine kapılmadan nasıl yürüyebildiğimizdir. Eğer illaki bir ödül olacaksa bu yolculuktan alabildiğimiz keyiftir.

Toplumun beklentileri, çevrenin onay mekanizması ya da içimizdeki “başarmalıyım” baskısı, bizi kendi yolumuzdan uzaklaştırır. Tutku duymadığımız işlere devam etmek bir süre sonra yalnızca zamanımızı değil, içsel dinginliğimizi de çalar. Çünkü ruh, ait olmadığı yerde barınamaz. Bu yük, psikolojik olarak kronik yorgunluk, tatminsizlik, değersizlik duygusu ve tükenmişlik olarak karşımıza çıkar. Ne kadar emek versek de içimizde hep bir boşluk hissi kalır.

Oysa gerçek başarı, başkalarının değil, kendi içimize göre anlamlı olanı yapabilmektir. Ben başarı kelimesinin toplumun yüklediği ağır anlamlarının altında ezilmekten yoruldum. Bu yüzden onun tanımını kendim için değiştirdim. Ve artık, kendi yarattığım anlamı karşılayan her şey, küçük de olsa, benim için bir başarıdır.

Bazen durmak gerekir. Dinlenmek, nefes almak ve kalbin gerçekten ne istediğini duymak. Çıplak ayaklarınla toprağa bas, hissetmekten korkma. İçindeki fısıltıları dinle; eğer gerçek ve güçlü olsalardı fısıltı olarak kalmaz, bağırırlardı. Unutma: İnsan tutkuyla yaptığı şeyde ne yorulur ne de kaybolur; tam tersine güçlenir, beslenir. Tutkudan uzak bir yolda yürümek ise, her adımda insanın özünden biraz daha uzaklaşması demektir.

İkarus canı pahasına göklere çıktı, sırf tutkusu için. Babasının yaptığı kanatlarla gökyüzüne yükseldiğinde, ona “Güneşe fazla yaklaşma” denmişti. Ama İkarus, yüreğini dolduran şey uğruna sarhoş edici bir coşkuya sahipti. O tutkuyu dizginleyemedi, güneşe yaklaştı ve kanatları eriyerek denize düştü. İşte bu, bize şunu hatırlatır: Tutku, insana kanat da verebilir, onu yakıp düşüren ateş de olabilir. Ama ne olursa olsun tutkudan yoksun bir yaşam ise, hiç uçmayı denemeden yerde kalmaya razı olmaktır.
Hayat, ona kattığımız anlamla şekillenen kısa bir an. Kaygılarımız normaldir; önemli olan, duraksamadan yaşamaya devam etmektir. Şerit değiştirmen gerektiğinde kornaya basmaktan, kendi en iyi hamleni yapmaktan çekinme.

Yazar: Ceylin Uyanıker
Editör: Meriç Barçin